Subaşı Sözlü Tarih Çalışma Grubu başkanlığını yürüten ve Yalova’da kültürel anlamda kıymetli çalışmalara imza atan Zeki Gürsu Beyefendi’nin davetiyle, Subaşı Beldesi’nde düzenlenen Hıdırellez etkinliklerine katıldım. 6 Mayıs Salı günü Gebze’den bindiğim 700 numaralı otobüsle Altınova’ya ulaştım. Oradan yürüyerek, Kemer Köprü’den geçip beldenin pazar yerinde kurulan etkinlik alanına tam saat 13.30’da vardım. Daha ilk andan itibaren, baharın gelişiyle birlikte canlanan bir kültürün sıcaklığını hissetmek mümkündü.

Bugün Yalova’ya bağlı bir belde olan Subaşı, yaklaşık 91 yıl önce Romanya’dan gelen soydaşlarımızın yerleşmesiyle gelişmeye başlamış bir muhacir yerleşimidir. 1935 yılında Köstence ve Tutrakan’dan gelen muhacirler, 9 Kasım 1935’te Köstence’den Cumhuriyet Vapuru ile yola çıkmış, 10 Kasım’da Tuzla’ya ulaşmışlardı. Burada bir süre karantinada bekletildikten sonra Yalova’ya geçmişlerdi. İlk geldiklerinde 86 haneli küçük bir köy olan bu yerleşim, kısa sürede büyümüş; 1937 yılına gelindiğinde hane sayısı 135’e ulaşmıştı. Yalova-Karamürsel yolu üzerindeki bu yeni yerleşim zamanla “Subaşı” adını aldı. O yıllarda yapılan evlerin 130’u devlet tarafından inşa edilmiş, yalnızca beş hane vatandaşların kendi imkânlarıyla yapılmıştı. İlk etapta yaklaşık 570 kişilik bir nüfusa sahip olan köy, kısa süre içinde 600 kişiye ulaşmış; devlet de muhacirlerin tarımsal hayata adapte olabilmeleri için pulluk ve tohum desteği sağlamıştı.

Aradan geçen onca yıla rağmen Romanya’dan gelen soydaşlarımız yalnızca bu beldenin gelişimine katkı sunmakla kalmamış, beraberlerinde getirdikleri kültürel mirası da yaşatmayı başarmışlardır. İşte bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Hıdırellez Şenlikleri de bunun en güzel örneklerinden biriydi.
Öğle saatlerinde etkinlik alanına ulaştığımda protokol üyeleri yavaş yavaş programa katılmaya başlamıştı. Tam o sırada, üzeri süslenmiş bir traktörün üzerinde yöresel kıyafetlerini giymiş hanımları görünce durup onlarla fotoğraf çektirdim; ardından kısa bir süre söyledikleri türküler eşliğinde o neşeli atmosfere ortak oldum. Beldenin hemen karşısındaki caminin ön kısmına kurulan çadırlarda ev yapımı tatlılar, el emeği dokumalar, takılar ve oyuncaklar sergileniyordu. Öğrenciler ise rengârenk kıyafetleriyle heyecan içinde gösterilerin başlamasını bekliyordu.
Yalova Valiliği, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Subaşı Belediyesi ve Subaşı Sözlü Tarih Çalışma Grubu iş birliğiyle gerçekleştirilen program, daha ilk saatlerden itibaren yoğun bir katılımla devam etti. Devlet erkânından temsilciler, yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda vatandaşın iştirakiyle alan giderek daha da hareketlendi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından başlayan etkinlikler, traktör üzerinde alana giriş yapan yöresel kıyafetli kadınların oluşturduğu renkli görüntülerle adeta bir Balkan kasabasının bahar şenliğini andırıyordu.

Program boyunca geleneksel ritüeller birbiri ardına icra edildi. Nişan bakracına bırakılan dileklerin maniler eşliğinde okunması, katılımcılar arasında hem heyecan hem de merak uyandırıyordu. Özellikle kadınların öncülüğünde sürdürülen bu gelenek, kültürel hafızanın canlı tutulduğunu gösteren en güzel örneklerden biriydi. Bunun yanında “kalakay” adı verilen ekmeğin yuvarlanmasıyla gerçekleştirilen bereket ritüeli de büyük ilgi gördü. Ekmeğin düzgün şekilde ilerlemesi, yılın bolluk ve bereket içinde geçeceğine dair bir işaret olarak kabul ediliyordu. Bu gelenek, Tatarların Hıdırellez kutlamalarında ve “Tepreş” adı verilen bahar şenliklerinde de yaşatılan eski bir ritüelin devamı niteliğindeydi.
Bölgede Romanya muhacirlerinin yoğun olarak yaşaması sebebiyle Balkan ezgileri şenliğin ruhunu belirleyen en önemli unsurlardan biriydi. Müzik eşliğinde oynanan halk oyunları, Subaşı’nın kültürel dokusunda göçmen hafızasının hâlâ ne kadar canlı olduğunu güçlü biçimde hissettiriyordu.
Burada özellikle belirtmek gerekir ki, Hıdırellez ateşi birkaç gün önce akşam vakti yakılmış ve ateşten atlama geleneği o gün gerçekleştirilmişti. Katıldığımız program ise daha çok gündüz etkinlikleri, ritüeller ve kültürel gösteriler üzerine kuruluydu. Kutlamaların günlere yayılarak sürdürülmesi, geleneğin daha geniş bir çerçevede yaşatılmasına da imkân sağlıyordu.

Alanının bir köşesinde çocuklar için yarışmalar düzenlenirken diğer tarafta halk oyunları ekipleri sahne alıyordu. Gün ilerledikçe müziğin ritmi yükseliyor, özellikle Balkan havaları eşliğinde oynanan oyunlar şenliğin coşkusunu zirveye taşıyordu. İnsanların yüzündeki tebessüm, yalnızca bir eğlencenin değil; ortak geçmişin, göç hafızasının ve birlikte yaşama kültürünün de yeniden canlandığını gösteriyordu.

Günün sonunda şunu açıkça söyleyebilirim ki; Subaşı’nda Hıdırellez yalnızca baharın gelişi olarak kutlanmıyor. Aynı zamanda birlik, beraberlik ve ortak kültürel hafızanın yeniden hatırlandığı güçlü bir buluşma vesilesi olarak yaşatılmaya devam ediyor. Romanya’dan Anadolu’ya uzanan bu göç hikâyesi, bugün hâlâ türkülerde, manilerde, ritüellerde ve insanların samimi tebessümlerinde yaşamayı sürdürüyor

