Nazım Turan & 19 Mayıs: Bir Vapurdaki Adamın Milletine Güvenmesi

0
10

19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 107 yıl geçti.

Ama bazı tarihler eskimez.
Takvimden düşmez.
Sadece her yıl yeniden sorar:

“Sen hâlâ o umuda layık mısın?”

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs sabahı Samsun’a çıktığında elinde hazır bir zafer yoktu. Arkasında yenilmiş bir imparatorluk, önünde işgal edilmiş bir vatan, etrafında yorgun ve fakir düşmüş bir millet vardı.

Nutuk’ta anlattığı gibi; Osmanlı Devleti savaştan yenik çıkmış, ordu dağılmış, millet yorgun ve yoksul kalmıştı. Yani 19 Mayıs, bir zaferin değil; neredeyse her şeyin kaybedildiği bir anda yeniden başlamanın tarihidir.

Bence 19 Mayıs’ın büyüklüğü de tam burada gizlidir.

Çünkü o gün Samsun’a yalnızca bir paşa çıkmadı.
Bir milletin kendi kaderini saraydan, yabancı mandalardan, işgal kuvvetlerinden geri alma iradesi çıktı.

19 Mayıs, Türk tarihinde bir “ilk adım”dır.

Ama bu adım sadece askeri bir adım değildir.

Bu adım; padişahın tebaasından Cumhuriyet’in yurttaşına geçişin ilk adımıdır.
Bu adım; “kurtarıcı bekleyen halk”tan, kendi kaderini kendi yazan millete geçişin ilk adımıdır.
Bu adım; hanedan devletinden millet devletine, teslimiyetten direnişe, karanlıktan akla geçişin ilk adımıdır.

O yüzden 19 Mayıs’ı sadece “Samsun’a çıkış” diye anlatmak eksik kalır.

19 Mayıs, aslında Türk milletinin modern anlamda yeniden doğduğu gündür.

Atatürk’ün daha sonra doğum günü için “Bu bir 19 Mayıs günü niçin olmasın?” demesi boşuna değildir. Çünkü o gün yalnızca Mustafa Kemal’in değil, Cumhuriyet fikrinin de doğum günüdür.

Cumhuriyet; o gün bir vapurun güvertesinde, sisli bir sabaha doğru yol alırken başladı.

Henüz ortada Ankara yoktu.
Henüz Meclis açılmamıştı.
Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti.
Henüz kadınlara siyasi haklar verilmemişti.
Henüz hukuk devrimi, harf devrimi, eğitim devrimi yapılmamıştı.

Ama bütün bunların tohumu, 19 Mayıs’ta atıldı.

Bir milletin kaderi değişecekse, önce bir insanın zihninde değişir.
Sonra o fikir bir millete geçer.
Sonra o millet tarih yazar.

Atatürk’ün yaptığı tam olarak buydu.

O, Samsun’a çıktığında yalnızca işgale karşı mücadele başlatmadı; Türk milletine kendi gücünü hatırlattı.

“Sen esir yaşamazsın” dedi.
“Sen başkasının merhametine bırakılacak bir millet değilsin” dedi.
“Senin kaderini yine sen yazacaksın” dedi.

Ve en önemlisi, bu büyük günü gençlere emanet etti.

Çünkü Atatürk gençliği yalnızca yaş olarak genç olanlar diye görmedi. Gençlik onun için akıldı, cesaretti, yenilikti, sorgulamaktı, bilime inanmaktı, hür düşünceydi.

Bugün 2026 yılındayız.

Aradan 107 yıl geçti.

Ama hâlâ aynı sorumluluk önümüzde duruyor.

Cumhuriyet yalnızca geçmişte kazanılmış bir miras değildir. Her kuşağın yeniden koruması gereken canlı bir emanettir.

Atatürkçülük de sadece özel günlerde güzel cümleler kurmak değildir.
Atatürkçülük; aklı savunmaktır.
Laikliği savunmaktır.
Bilimi savunmaktır.
Kadının eşitliğini savunmaktır.
Gençlerin özgür geleceğini savunmaktır.
Milletin egemenliğini hiçbir güce teslim etmemektir.

Ben 19 Mayıs’a böyle bakıyorum.

Bu tarih bana sadece geçmişi değil, bugünü de anlatıyor.

Bir ülke zor günlerden geçebilir.
Bir millet yorulabilir.
Bazen karanlık ağır basabilir.
Ama eğer o milletin içinde bir 19 Mayıs ruhu varsa, hiçbir şey bitmiş değildir.

Çünkü 19 Mayıs bize şunu öğretti:

Bazen bir milletin kaderi, bir vapurun güvertesinde, sessiz ama kararlı bir adamın gözlerinde yeniden başlar.

Başta büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık yolunda can veren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve özlemle anıyorum.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

0 Paylaşımlar
Önceki İçerikTürkiye’den NATO’nun Doğu Kanadına Yakıt Hattı Önerisi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz