Nazım Turan & CUMHURİYET’İ KUTLADIK. PEKİ, ANLADIK MI? — 2Kuldan yurttaşa, sadakatten hukuka

0
8

Dünkü yazıda, Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarıyla bağ evinde yaptığı görüşmeyi anlattık. O sofradaki ayrılığın temelinde büyük bir soru vardı: Kurtarılan memleketin sahibi kim olacaktı? Hanedan mı, millet mi?

Falih Rıfkı Atay, Batış Yılları’nda çocukluğunu anlatırken şöyle der:

“Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi pek hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk, kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve ‘Osmanlı’ idik.”

Ardından ekler:

“Padişah kulları idik. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer, ‘Padişahım çok yaşa’ diye bağırırdık.”

Atay’ın bu hatırası, Cumhuriyet’in değiştirdiği zihniyeti anlamak için güçlü bir başlangıçtır.

Cumhuriyet, hükümdara bağlı tebaadan, ülkenin geleceğinde söz sahibi yurttaşa geçişin adını koydu.

Ancak bu dönüşüm, yönetim biçimini ilan etmekle tamamlanamazdı. İnsanların haklarını kullanabilecek bilgiye, imkâna ve özgüvene kavuşması gerekiyordu. Cumhuriyet devrimleri bunun yolunu açtı.

Eğitim birliği, Harf Devrimi ve Millet Mektepleriyle öğrenme seferberliği başladı. Çocukların yanında yetişkinler de sıralara oturdu. Bir mektubu okuyabilmek, dilekçesini yazabilmek, dünyada olup biteni takip edebilmek, insanın başkasına bağımlılığını azaltıyordu.

Bilimsel eğitim ise yeni kuşaklara araştırmanın, gözlem yapmanın ve sorgulamanın kapısını açtı. Memleketin ihtiyacı; bilgisiyle üreten, sorunlara çözüm bulan insanlardı.

Kadınların hayatındaki değişim, bu dönüşümün en güçlü adımlarındandı. Medeni Kanun’la aile hukukunda önemli haklar tanındı; resmî nikâh ve tek eşlilik esası benimsendi. Eğitim ve meslek hayatına katılımın önü açıldı. Seçme ve seçilme haklarıyla kadınlar ülkenin yönetiminde de söz sahibi oldu.

Bir kız çocuğunun doktor, öğretmen veya milletvekili olmayı düşünebilmesi, kendi geleceğini kurabilmesi demekti. Bir ülkenin, nüfusunun yarısının yeteneğini ve emeğini kazanması demekti.

Laiklik, yurttaşların inançlarından bağımsız olarak ortak hukuk altında yaşamasının temelini güçlendirdi. Devletle kurulan bağın merkezine haklar ve sorumluluklar yerleşti.

Elbette kazanımların hayatın her alanına ulaşması zaman ve emek gerektiriyordu. Bugün de görevimiz onları geliştirmek, her çocuğa ulaştırmaktır.

Özgür birey; düşünen, tercih yapan, hakkını bilen ve başkasının hakkına saygı gösteren insandır. Kendi hayatını kurarken toplumuna karşı sorumluluğunu da taşır.

Cumhuriyet’in değerini, açtığı bu imkânlarda görürüz: İlk kitabını okuyan yetişkinde, mesleğini seçen gençte, laboratuvarda çalışan kız çocuğunda…

Falih Rıfkı’nın anlattığı çocuk, hükümdarına uzun ömür diliyordu. Cumhuriyet’in çocuğu, kendi geleceğini kuracak bilgiye ve haklara sahip olmalıdır.

Cumhuriyet’i yaşatmak, çocuklara yalnızca geçmişleriyle gurur duymayı öğretmek değildir. Kendi akıllarına güvenerek geleceklerini kurabilecekleri bir ülke bırakmaktır.

0 Paylaşımlar
Önceki İçerikÖdül gecesinde Ali Rıza Erdoğan ve grubu sahne alacak
Sonraki İçerikRomanya dış borçlanmaya hazırlanıyor

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz