Bazı konuşmalar vardır, üzerinden yıllar geçse de değerinden hiçbir şey kaybetmez. Her dinlediğinizde insanı düşündürür, duygulandırır ve tarihin o unutulmaz gününe götürür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü Cumhurbaşkanı, merhum Celâl Bayar’ın 10 Kasım 1953’te Atatürk için yaptığı konuşma da bunlardan biridir.
O gün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşı, vefatının 15. yıl dönümünde, Ankara Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e naklediliyordu. Devlet erkânının ve büyük bir halk kitlesinin katıldığı törende Celâl Bayar, yalnızca bir Cumhurbaşkanı olarak değil, Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarının tanığı olarak konuşuyordu.
Sözlerine şöyle başlamıştı:

“Büyük Türk Milleti,
Atatürk tam on beş yıl önce bugün hayata gözlerini kapamıştı. O gün bütün Türk milleti gözyaşı dökmüş, insaniyet âlemi elemimize iştirak etmiştir. Çünkü Türk milleti büyük bir evladını, beşeriyetin insanlık idealine hizmet eden en kuvvetli şahsiyetlerinden birini kaybetmişti.
Şimdi, şu anda maneviyatını ruhlarımızda mukaddes bir varlık hâlinde yaşattığımız Kemal Atatürk’ün fani vücudunu ebedî medfenine, Anıtkabir adını verdiğimiz bu yere tevdi için toplanmış bulunuyoruz.”
Ardından Atatürk’ün tarihteki yerini ve Cumhuriyet’in kuruluşundaki rolünü şu sözlerle anlatıyordu:
“Yurttaşlarım,
Tarih bize gösteriyor ki yeni devir açan ileri milletler evvela büyük evlat yetiştirmişlerdir. Kemal Atatürk de hiç şüphe yok ki bu müstesna, harika şahsiyetlerden biridir.
O büyük bir askerdir. O emsalsiz bir devlet adamı, müstesna bir inkılapçı ve manevi gıdasını, milletine hizmet aşkını içinde yetiştiği cemiyetten, bu millî ilham kaynağından alan bir dahidir.
Büyük Millet Meclisi’nin kurulması ve laik demokratik Cumhuriyet rejiminin hukuki dayanağını teşkil eden Anayasa’nın meydana getirilmesiyle yepyeni bir Türk devletinin sağlam temelleri atılmış oldu.
Bu suretle Atatürk, yeni Türk devletinin kurucusu ve dünya çapında devlet adamı olmak şeref ve vasfını kazandı.”
Bayar, konuşmasının devamında Atatürk’ün askerî dehasını, devlet yönetimindeki başarısını ve inkılapçılığını anlattıktan sonra, belki de o günün en anlamlı sözlerini söyledi:
“Atatürk, sen bizdendin.
Seni halife yapmak, padişah yapmak isteyenler oldu. İltifat etmedin. Millî irade yolunu seçtin.
Hayatını, şahsiyetini milletinin hizmetine vakfettin.
Türk’ün gıpta ettiği, taltif ettiği, övdüğü, övündüğü vasıflara maliktin. Bütün bu medeniyet meziyetlerinde Türk’ün ta kendisiydin.
Şimdi seni kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz.
Bil ki hakiki yerin daima inandığın ve dayandığın Türk milletinin minnet dolu sinesidir.
Nur içinde yat.”
Aradan 73 yıl geçti.
Bugün bu sözleri yeniden okurken insan yalnızca Atatürk’e duyulan özlemi değil, Cumhuriyet’in kuruluşunda millî iradeye verilen değeri de düşünüyor.
Özellikle bir cümle, bütün konuşmanın ruhunu özetliyor:
“Seni halife yapmak, padişah yapmak isteyenler oldu. İltifat etmedin. Millî irade yolunu seçtin.”
Bir devletin kuruluş felsefesini, kişisel iktidar ile millet egemenliği arasındaki farkı bundan daha sade anlatmak kolay değil.
10 Kasım’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, merhum Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar’ı ve Cumhuriyet’in kuruluşuna emek vermiş bütün isimleri saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

